Gelişmiş Arama
Ziyaret
16222
Güncellenme Tarihi: 2011/12/20
Soru Özeti
İmam Hüseyin (a.s) ile Yezidin, Abdullah b. Selam’ın karısı olan Ureyneb’e aynı zamanda elçi
Soru
1) Abdullah b. Selam’ın karısı Ureyneb hakkında hakkında söylenenler ve Yezid b. Muaviye ile İmam Hüseyin’in (a.s) aynı zamanda ona elçi gönderdikleri meselesi doğru mudur? 2) Doğruysa bu meselenin ayrıntılarını yazar mısınız? 3) Size göre İmam Hüseyin’in (a.s) bu olaya karışmaktaki hedefi neydi? 4) Rivayet edildiği gibi Ureyneb olayından dolayı Yezidin İmam Hüseyin’e olan kini, kanlı Kerbela olayının nedenlerinden biri olabilir mi? Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için Farsça kitaplar tanıtır mısınız?
Kısa Cevap

Kimi tarih kitaplarında şöyle yazar: Her türlü şehveperestlik imkanına sahip olan Yezid, bu sefer İshak’ın kızı ve Abdullah b. Selam’ın iffetli karısı Ureyneb’e göz koyarak onunla evlenmeyi istiyordu. Babası Muaviye’de düzenbazlıkla bu iffetli Müslüman kadını kocasından ayırıp oğlu Yezidin günah dolu yatağına atmak istiyordu. Hüseyin b. Ali’nin (a.s) bu çirkin meseleden haberi olunca Muaviyenin karşısına dikilerek onun bu oyununu bozdu ve İslam kanunlarına göre kadını kocası Abdullah b. Selam’a geri verdi. Bu şekilde bu Müslüman ve pak aileyi Yezidin şerrinden korumuş oldu.

Bu nakilde birçok şüpheler var, ancak böyle bir şeyin doğru olduğunu varsayarsak, bunun İmam Hüseyin’e herhangi bir eksiklik ve kusur getirecek tarafı yoktur. Aksine Onun, İslam toplumunun namusunu korumak için nasıl bir siyaset, anlayış ve merhamete sahip olduğunu gösteriyor.

Hiç bir güvenilir kaynakta Kerbela olayının nedenleri arasında Yezidin bu olaydan dolayı İmam Hüseyin’e kin güttüğü için Onunla savaştığına dair bir delil yoktur.

Ayrıntılı Cevap
 

Kimi tarih kitaplarında bu olay şöyle anlatılır: Muaviye’nin halifeliği zamanında güzellikte, edepte ve mükemmelikte meşhur olan İshak’ın kızı Ureyneb adında mümin bir kadın yaşıyordu. O zaman veliaht olan Yezid, ona aşık olmuştu. Ama o evlenme girişiminde bulunmadan önce Ureyneb, Irak’ta tanınmış simalardan amcasının oğlu Abdullah b. Selam ile evlendi ve mutlu bir yaşam sürmeye başladı.

Muaviye, Yezidin ona olan tutkusunu öğrenince onu arzusuna kavuşturacağına dair söz verdi. O sıralarda Abdullah Irak’ta Muaviye’nin memuru idi. Onu Irak’tan Şam’a çağırıp, Ebu Hureyre ve Ebu Derda aracılığıyla kızını onunla evlendirmek istediğini söyledi. Bahane olarak ise onu halifenin damadı olmaya layık gördüğünü öne sürüyordu.

Abdullah bu öneriyi kabul etti. Ebu Hureyre ve Ebu Derda bunu hemen Muaviyeye ulaştırdılar. Muaviye daha önce kızına ‘O ikisi yanına elçilik için gelirlerse kabul et, ama onlara de ki: Abdullah karısını boşarsa onunla evlenirim’ demesini tenbihlemişti. Abdullah onun hilesine kanarak karısını boşadı. Muaviyeden ise sözünü yerine getirmesini istedi. Muaviye ona ‘Eğer kızım razı olursa kabul ederim’ dedi. Beraberce Muaviyenin kızının yanına gidip Ureyneb’i boşadığını söylediler. Muaviyenin kızı dedi ki: ‘Bu konuda düşünüp meşveret etmem gerekir.’

Bir süre sonra Ureyneb’in iddetide doldu. Onlar yeniden Muaviyenin kızının yanına gittiler. Ama o ‘Ben böyle bir evliliği faydalı görmüyorum’ diyerek onu reddetti. Bunun üzerine Muaviye Ebu Derda’yı Ureyneb’i kendi oğluna istmesi için Irak’a gönderdi. Ebu Derda Irak’a geldiğinde İmam Hüseyin’de (a.s) Irak’ta idi. Önce İmamın huzuruna varmayı sonra görevini yerine getirmeyi kararlaştırdı. İmamın huzuruna varınca İmam ondan ‘Neden Irak’a geldin?’ diye sordu. O da konuyu arzetti. İmam buyurdu: ‘Bende Ureyneb’i istemesi için birini göndermek istiyordum. Onun yanına gittiğinde benimde talip olduğumu söyle.’ Ebu Derda, Ureyneb’in yanına gittiğinde İmam ve Yezidden taraf elçiliğe geldiğini söyledi. Ureyneb ondan, hangisiyle evlenmesinin daha iyi olacağını sorduğunda o da İmamla evlenmesinin onun için daha iyi olacağını söyledi. Ureyneb de İmam Hüseyin’i seçti; İmam Yezidin vereceği mihriyeyi vererek onunla evlendi.

Ureyneb’in Şam’da olan kocası Abdullah ise Muaviyenin vefasızlığına uğradı; Muaviye onun maaşını dahi kesti. Abdullah, eşinin yanına bıraktığı emanetleri almak için Irak’a geldi ve İmam Hüseyin’in yanına gitti. İmam’a emanetleri almak istediğini arzetti. Sonra eski eşinin yanına gidip emnatlerini aldı. Onlar birbirlerini gördüklerinde geçmiş günlerini hatırlayıp ağlamaya başladılar. İmam (a.s) bu sahneyi görünce ikisine de acıdı ve şöyle buyurdu: ‘Ben ona üç talak verdim. Allahım! Ben onunla güzelliği ve malı için evlenmediğimi sen biliyorsun. Onu kocasına saklamak için evlendim.’

Sonra ona bütün mihriyesini vermelerini emretti. Onlar teşekkür için İmam’a mal vermek istediklerinde İmam kabul etmeyerek şöyle buyurdu: ‘Bana verilmesini ümit ettiğim mükafat, (dünyadaki) maldan daha iyidir.’ Onlarda yeniden beraberce yaşamaya başladılar.[1]

Bu olayın yalan olduğunu gösteren bazı karineler var. Örneğin:

1- Rivayet mürseldir; herhangi bir senet zikredilmediğinden incelenmeye alınamıyor. Zira İbn-i Kutaybe (el-İmamet ve’s-Siyaset kitabının yazarı) hicri 213 yılında Küfe’de dünyaya gelen hicri 3. asrın yazarlarındandır. İmam Hüseyin (a.s) ise hicri 61 yılında Kerbela’da şehid oldu. Dolayısıyla İbn-i Kutaybe İmam Hüseyin’in şehadetinden 152 yıl sonra dünyaya gelmiştir. Yani bu olay yaşanırken o henüz dünyaya gelememiş, olayın yaşandığı dönemde yoktu. Buna göre olayı isimlerini zikretmediği kimse ya da kimselerden nakletmelidir. Bu durumda bizim ravileri inceleme imkanımızda kalmıyor. Belkide yalancı biri bu olayı uydurup ona söylemiştir.

2- Olayda Muaviye, Abdullah b. Selam ve Ureyneb’in arasında vasıta olan Ebu Derda, meşhur görüşe göre Osmanın halifeliği zamanında ölmüştür (birçok tarihçi onun hicri 38 ya da 39 yılında öldüğünü yazmıştır.)[2] Buna göre o, Muaviyenin hükumetinin son döneminde ve Yezidin veliahtlığı zamanında böyle bir olayın içinde nasıl olabilir?

3- Olay, birinci derecede meşhur kaynaklarda yer almamıştır. Onu anlatan en meşhur kitap el-İmamet ve’l-Siyaset kitabıdır. Ancak bazıları, onun İbn-i Kutaybe’ye ait olduğundan da şüpheleri var.[3]

4- İmam Hüseyin’in (a.s),Hz. Ali’nin (a.s) şehadetinden sonra ve aşura kıyamından önce Irak’a gelip sonra da Medine’ye döndüğüne dair hiç bir senet yoktur. Halbuki yukarıdaki rivayete göre Ureyneb olayı aşura kıyamından önce olmuştur.

5- Bu rivayete göre İmam (a.s) Ureyneb’i bir defada üç talak vermiştir. Oysa bu bizim şeriatımıza göre yanlıştır ve İmamın verdiği talak, bir talak sayılır.[4]

6- Talak’ın şartlarından biri iki adil şahidin talak’a şahid olmalarıdır. Kur’an buyuruyor: Sizden adalet sahibi iki kişiyi tanık bulundurun[5] İmam Sadık’da (a.s): ‘Talak ancak iki adil şahidin yanında gerçekleşir.’[6] diye buyurmaktadır. Oysa rivayete göre bu önemli şart yerine getirilmemiş ve kimse ona şahid olmamıştır.

Yukarıdaki karinelerin her biri tek başına bizim bu olayın doğruluğuna olan güvenimizi sarsmaktadır. Ancak onların hepsini bir kenara bırakıp, rivayetin doğru olduğunu kabul edersek, bu olay İmam Hüseyin’e (a.s) eksiklik ve kusur getirmez. Aksine bunlar Onun (a.s) fazilet, siyaset, anlayış ve merhametinin göstergesidir. İmam bu işi yalnız ve yalnız Yezidin kötü ve şeytani emeline engel olmak için yaptı ve bir ailenin dağılmasını önledi.

Bu tarihi nakile göre İmam Hüseyin (a.s) o kadını Muaviyenin hilesinden kurtararak kocasına geri veriyor. Hatta rivayette özellikle İmamın (a.s): ‘Allahım! Ben onunla güzelliği ve malı için evlenmediğimi sen biliyorsun.’ diye buyurduğu ve kadının kocasına olan bağlılığını görünce onu boşayıp kocasına verdiği belirtilmiştir.

Yine rivayette İmam Hüseyin’in (a.s), mazlumu koruyup himaye etmeye ne kadar düşkün olduğu görülmektedir.

Şu noktayada dikkat çekmek gerekir ki hiç bir güvenilir kaynakta Kerbela olayının nedenleri arasında Yezidin bu sebepten dolayı İmam Hüseyin’e kin güttüğü için Onunla savaştığına dair bir delil yoktur.

Daha fazla bilgi için el-İmamet ve’s-Siyaset (Farsça çevirisi), s.212-216’ya bakabilirsiniz.

 



[1] -Deyneveri, Ebu Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kutaybe, el-İmamet ve’s-Siyaset, (Ali Şiri’nin çalışması), c.1, s.217 ve sonrası, Neşr-i Daru’l-Ezva, Beyrut,

[2] -İbn-i Esir, el-Kamil Fi’t-Tarih, c.3, s.129, İntişarat-ı Dar-u Sadır, Beyrut, Hicri 1385, Miladi1965; İbn-i Abdulbir, el-İstiab, c.3, s.1229-1230 (Ali Muhammed el-Bicavi’nin çalışması), İntişarat-ı Daru’l Cuyel, Beyrut, 1. Baskı, Hicri:1414, Miladi:1992; İbn-i Hacer Askalani, el-İsabe Fi Temyizi’l Sahabe, c.4, s.622 (Adil Ahmed Abdulmevcud ve Ali Muhammed Muavvaz’ın çalışmaları), İntişarat-ı Daru’l Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1. Baskı, Hicri:1415, Miladi:1995;

[3] -Dairetu’l Maarif-i Bozorg-i İslami, c.10, Makale:3918 (el-İmamet ve’s-Siyaset), İntişarat-ı Merkez-i Dairetu’l Maarif-i Bozorg-i İslami, Tahran, 1376.

[4] -Hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.22, s.21, Naşir: Alu’l-Beyt.

[5] -Talak/2

[6] -Hür Amuli, a.g.e, c.22, s.25.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bir malın humusu verildikten sonra ona yeniden humus vacip olur mu?
    5411 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/04/07
    Bilindiği üzere humus, füru-u dinden olup İslam’ın önemli farzlarından biridir ve ibadet sayılmaktadır. Bu yüzden kurbet kastıyla (Allah’ın emrini yerine getirmek niyetiyle) yerine getirilmelidir.Mal ve sermayeye humus geldiğinde bir kere humusları verilirse üzerinden uzun yıllar geçse de ona artık humus gelmez. Ama mal ...
  • Kur’an’da gelen ‘Sadugatihinne ve ‘Ucurehunne’ neyin hakkındadır?
    6206 Tefsir 2012/02/22
    ‘Sadugatihinne’[1] daimi evlilik hakkındadır ve mehir için ‘Sıdak’ denmiştir.[2] Bu kelimenin geçtiği ayet, kadınların kesin haklarının birinden bahsetmekte ve koca, karısı bağışlamadığı sürece[3] karısının mehrini ödemesi ...
  • Hz Ali’nin kendi hilafeti döneminde omzunda kırbaç taşıyarak sokak ve çarşıda hareket ettiği ve suçluları cezalandırdığına dair nakledilen hadis doğru mudur?
    6452 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Hz Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu: Bu içerikte nakledilen rivayet sadece Hz Ali’nin Küfe’de bulunduğu, çarşıda gezdiği ve halkın tavsiyeleri ciddiye alması için yanında belirtilen kırbacı yanında taşımasıyla ilgilidir. Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpeygani’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu:
  • Ehl-i beyt’i neden birkaç kişide sınırlıyorsunuz?
    6841 Eski Kelam İlmi 2008/02/18
    Ehl-i Beyt’in on dört masumlarda sınırlandırılması, beşeri bir sınırlandırma değildir. Tathir ayetinden ve Peygamber (s.a.a.)’den gelen rivayetlerden anlaşılan bir sınırlamadır.Bu iddianın ispatlanması için birçok rivayet delil olarak getirilebilir.1) Kuran-ı Kerim, Peygamber (s.a.a)’e Arapça olarak indirilen ilahi bir kelamdır. Allah’ın ...
  • Eğer taklit mercileri zamanın imamı (a.s) tarafından seçiliyorsa müçtehit ve veliyy-i fakihi tanıtan diğer kaynakların rolü nedir?
    5068 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Dikkatleriniz için teşekkür ederiz. 1393. sorunun yanıtında işaret ettiğimiz gibi İmam belirgin bir şahsı hâkimiyete atamamış, sadece fakihleri genel bir şekilde atamıştır. Bundan dolayı zamanın imamı (a.s) tarafından mercilerin seçilme ve teyit edilmesinden kasıt, özel bir şahsın seçilmesi ve teyit edilmesi değildir. Sadece masum (a.s) ...
  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    6900 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Dört seçkin kadın ve babalarının ismi nedir?
    19865 تاريخ بزرگان 2010/05/19
    İnsanlık tarihi boyunca tevhid yolunda ve ilahi hedefler uğruna büyük fedakârlıklar gösteren Evliya ve Salihlerin içinde kadınlarda vardır. Onların namı insanlığın karanlık tarihinde parlamaktadır. İslami rivayet ve kaynaklarda büyüklük, fazilet ve yüce makamlarından ötürü en üstün kadınlar ve cennet kadınlarının en üstünleri olarak yad edilen, yücelikle övülen ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    5088 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Bütün amellerimizi nasıl halis niyetle yerine getirebiliriz?
    10593 Teorik Ahlak 2009/12/20
    İhlâs; yapılan her işte ve kullukta asıl hedefin, başkalarının değil de Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak için olmasıdır. Bunun için öncelikle ihlâsa mani olan şeyleri yani; riyakârlığı, dünyaya bağlılığı ve şeytanın vesveselerini ortadan kaldırmak gerekmektedir. Sonra imanı güçlendirme, Allah-u Teâlâ’yı tanıma, ihlâsın değeri ...
  • Mecbur kalınca günah işlemenin hükmü nedir?
    8733 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/03/07
    Dini öğretilere göre şer’i sorumluluklar insanın ihtiyar ve özgür iradesine bağlıdır; yani insan özgür iradesiyle güzel bir ameli yaparsa mükafatı hakkeder. Dolayısıyla şia fıkhında sorumluluğun kaldırıldığı yerlerden biri mecburiyettir. Müslüman biri haram müzik dinlemek gibi özgür iradesiyle yapmayacağı bir ameli mecburiyetten dolayı yaparsa burada ...

En Çok Okunanlar